Ağzı var dili yok
Çok az konuşur, sessiz, kimseye karşılık vermez.
Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde.
Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan.
"Telâşlanma sakın, ağzı var dili...
Sessiz, hakkını aramaz.
Çok az konuşur, sessiz, kimseye karşılık vermez.
Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde.
Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan.
"Telâşlanma sakın, ağzı var dili...
Ödevini yapamadığından kendisine karşı sorumlu olan kimseden öbür dünyada hesap sormak.
Haksızlığa uğrayışını bu dünyada önleyip hakkını alamayanın, öte...
Sessiz, zavallı, aciz, pısırık, miskin.
Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak.
"Çocuklar korkudan çıt çıkarmıyorlardı."
Görülüp de imrenilen yiyeceklerden görenlere çıkarılan pay, imrenmelerini yok edecek küçük parça.
"Çocukların göz hakkını ayırmayı da sakın unutmayın."
Aslında.
"Haddi zatında sen ona hakkını vermemiştin ki!"
Geçen hakkını, emeğini bağışlamak.
"Annem inşallah hakkını helâl eder bana."
Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne gerekiyorsa ondan kaçınmamak.
Birinin çalışmasını gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi vermek.
"Çalıştırdığın...
Birinin hakkı olan şeyi vermemek, onu kendisine maletmek.
"Dürüst ol, milletin hakkını yeme, yoksa boğazında kalır."
Ahrette, hesap gününde ondan davacı olmak; hakkını istemek.
Issız, sessiz olmak, bir yerde hiçbir canlı yaratık bulunmamak.
"Adada in cin top oynuyordu sanki."
Sessiz, hiçbir şeye karışmayan, karışmak istemeyen, sakin (kimse).
"Yazık olmuş, kendi hâlinde biriydi, kimsenin etlisine sütlüsüne karışmazdı."