Ağzı dili yok
Sessiz, hakkını aramaz.
Sessiz, zavallı, aciz, pısırık, miskin.
Sessiz, hakkını aramaz.
Çok az konuşur, sessiz, kimseye karşılık vermez.
Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde.
Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan.
"Telâşlanma sakın, ağzı var dili...
Ateşli silâhla mermi atmak.
Bir şeyi ateşin üzerinde tutarak ısıtmak.
"Zalim askerler zavallı köylüleri yaylım ateşine tuttular."
İştahla sofraya oturmak.
Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak.
Birini altına alıp dövmek.
"Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler."
Çok zayıflamak, kilo kaybına uğramak.
"Zavallı çocuk, bu illete yakalanalı beri bir deri bir kemik kaldı."
Bir zavallı, bir güçlünün koruyuculuğuna sığınmış
Her şeyi bırakıp, içine düştüğü tehlikeden varlığını kurtarma ve koruma çabasında olmak.
"Ortalık birbirine girip silâhlar patlamaya başlayınca can kaygısına...
Çok sessiz olmak, hiç ses çıkarmamak, gürültü yapmamak.
"Çocuklar korkudan çıt çıkarmıyorlardı."
Birini öldürmek veya yaralamak.
"Zavallı çocuk, boş yere elini kana buladı."
Yaşı ilerleyen kızın evlenememesi.
"Evde kalmak korkusu zavallı kızı yiyip bitiriyordu."
Gözlerini bir noktaya dikerek dalgın dalgın bakmak.
"Zavallı ihtiyar bir noktaya gözü dalmış öylece duruyordu."
Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.
"O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti."