Ağza tat, boğaza feryat
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Pek sulu, suyu bol (yemek için).
"Yemek cambul cumbuldu ama lezzetli olmuştu."
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Pek yükselmek (ses için).
Herkesçe duyulmak, yayılmak (dedikodu için).
"Öyle kızgındı ki sesi ayyuka çıkıyordu."
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Ölçüsüz, çok fazla, bol bol.
"Bol keseden atıp tutmaya bayılır bizim çocuk."
Birine pek sokulmak.
Birine pek sokulmak.
Cömert, eli bol, vermekten kaçınmayan.
"Gani gönüllü insanlara artık günümüzde pek rastlanmıyor."
Bol bol ortaya dökülüp harcanmak.
Uzun sürmek.
Hesapsızca, düşüncesizce harcamak; malını, parasını ölçüsüzce, bol bol harcayıp tüketmek.
Rahatına düşkün kimse, zevkinden bol bol yararlanan.
"Oldukça rahat, keyif ehli bir insandı."
Öteden beri yapmak istediği şeyi bol bol yapıp hevesini almak.
"Bu akşam biraz kurtlarımızı dökelim, ne dersin?"
Açlığını yatıştırmak için az miktarda yemek yemek.
Haddinden fazla yemek, çok yemek, mideyi rahatsız edecek kadar çok yemek.
"Doymaz çocuk, tıka basa doldurdu karnını."