Acısı içine çökmek
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Oldukça fazla mutluluk duymak.
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Ağırlıkça fazla gelmek, daha ağır olmak.
Oldukça güzel.
Dinlenirken konuşana doğru oldukça fazla yaklaşmak.
"Çocuklar, masal anlatan dedenin, neredeyse ağzına gireceklerdi."
Çok az konuşur, sessiz, kimseye karşılık vermez.
Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde.
Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan.
"Telâşlanma sakın, ağzı var dili...
Bir kimsenin dayanılmaz, çekilmez tutum ve davranışlarına katlanmak.
"Yeter artık, daha fazla senin ağız kokunu çekemem."
Çok fazla miktarda para kazanır olmak.
"Adamların açtığı büfe altın kesiyor sanki."
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Fizikî bir acı duymak.
Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak.
"Canını yakmadan ver o elindekini bana!"
Çok fazla istek duymak.
"Vitrindeki kızarmış tavuklara içim gidiyordu ama param olmadığı için alıp yiyemiyordum."
Gereğinden fazla, oldukça çok, kalabalık.
"İt sürüsü kadar adam, nasıl başa çıkacağız bunlarla."
Özellikle evlâdının evlendiğini, çoluk çocuk sahibi olduğunu görmek.
Çocuklarının sevinçli günlerini görerek mutluluk duymak.
"Acaba çocuklarımın mürüvvetini...