Ağza tat, boğaza feryat
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Oldukça güzel.
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Güzel, doğru konuşmasıyla kendini dinletmek. Herkes ne söyleyeceğini inanla beklemek.
Çok güzel, çok lezzetli (bir yemek).
Dinlenirken konuşana doğru oldukça fazla yaklaşmak.
"Çocuklar, masal anlatan dedenin, neredeyse ağzına gireceklerdi."
Güzel lezzetli yiyecekler seçmek.
Keyif verici şeyleri seçmede usta olmak.
Güzel yemeklerden anlamak.
Bir şeyin güzelini, iyisini bilmek, anlamak.
"Şunlardaki...
Ne güzel söyledin.
Çok az konuşur, sessiz, kimseye karşılık vermez.
Oldukça sessiz, sakin, kendi hâlinde.
Konuşmayıp susan, derdini anlatmayan.
"Telâşlanma sakın, ağzı var dili...
Güzel, beğenilecek şey değil.
Sevindirici bir söz söyleyene
"ne güzel, hoş söyledin" anlamında kullanılır.
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Hoş bir durum, elde ettiği güzel bir şey, sonra gelen üzüntüler üzerine kendisine zehir olmak.
"Yediğimiz yemeği burnumuzdan getirmek mi istiyorsun? Sus...
Durup dururken uygunsuz, kötü bir davranışta bulunmak.
"Güzel güzel oynarken arkadaşına vurup kaçtı, şeytan dürttü her hâlde."