Arayı yapmak
Arası bozuk olan kimse ile barışmak.
Arası açık olan iki kişiyi uzlaştırıp, barıştırmak.
"Hasan aramızı yapmasaydı biz hâlâ diken üstünde oturuyor olacaktık."
Korku, heyecan, endişe veya üşümekten vücuttaki tüyler, kıllar kabarmak, dikilmek.
"Hava buz gibiydi, tüylerim diken diken olmuştu."
Arası bozuk olan kimse ile barışmak.
Arası açık olan iki kişiyi uzlaştırıp, barıştırmak.
"Hasan aramızı yapmasaydı biz hâlâ diken üstünde oturuyor olacaktık."
Çok üşümek, donmak.
Buz gibi soğumak, buz durumuna gelmek.
Endişe, korku ve üzüntü veren bir durum karşısında donakalmak.
"Öldürdüğünü sandığı adamı karşısında...
Üstünde buz meydana gelmek, buzla kaplanmak.
"Göl buz tuttu."
Bir yerde tedirginlik duymak, her an kalkmak durumunu belirtir olmak, huzursuz olmak.
"İnan, diken üstünde oturuyorum şurada."
Heyecan, korku ya da bir hastalık sebebiyle söyleyeceğini şaşırmak, karıştırmak, açık olarak ifade edememek.
"Babasını aniden karşısında görünce dili dolaştı,...
Bir işi yapmak için korku, heyecan, telâş, şaşkınlık içinde sağa sola koşmak, çare aramak.
"Kadıncağız haberi alır almaz odanın içinde dört dönmeye başladı."
Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.
"Köprüden geçerken ecel terleri döktüler."
Korku, heyecan ve üzüntüden ne yapacağını bilemez duruma gelmek, donup kalmak.
Çok üşümek.
"Haydi elimiz ayağımız buz kesmeden girelim içeri."
Temiz havalı bir yere çıkarak dolaşmak, dinlenmek, ciğerlere temiz hava çekmek.
Eline bir şey geçmemek, umduğunu bulamamak.
İçine hava girmek.
"Haydi, kıra...
Büyüklenmek, kibirlenmek, olduğundan fazla görünmeye çalışmak.
Bir şeyin içine hava doldurmak.
"Amma da hava basıyorsun, onları korkutacağını mı sandın.?"
Solmak.
Korku, heyecan sebebiyle benzi sararmak.
"Kumaşın rengi bir yıkamadan sonra attı."
Heyecan, korku ve utanmadan dolayı yüzünün rengi değişmek, sıkılmak.