Açık vermek
Gelir gideri karşılamamak. Gizlenmek istediği bir şeyi farkında olmadan belli etmek.
Çaktırmadan, belli etmemeye çalışarak dinlemek.
"Dayanamayıp yanındakilerin konuşmalarına kulak kabarttı."
Gelir gideri karşılamamak. Gizlenmek istediği bir şeyi farkında olmadan belli etmek.
Bir kimseyi konuşturarak belli bir konu üzerindeki düşüncesini öğrenmeye çalışmak.
Birinin söylediklerini zevkle ve dikkatle dinlemek, bu sözlere uymak.
Konuşan bir kimseyi seve seve ve dikkatlice dinlemek.
"Konuşması onları öyle sarmıştı ki...
Belli değil, Cenab-ı Hak`tan başka kimse bilmez.
"Allah bilir bu sırrın iç yüzünü."
Bana öyle geliyor ki.
"Allah bilir esrar da alıyordur bu çocuk."
İşin içyüzü anlaşıldı. Amaç belli oldu.
Ata hüner göstermek.
Bildiği ve istediği gibi davranmak.
Belli bir alanda üstünlük kurmak.
"Meydan adamlara kaldı, istedikleri gibi at oynatıyorlar."
Yarı belli, yarı belirsiz, çok az belli.
Birinin içine düştüğü duruma belli etmeden gülmek, sevindiğini belli etmeyerek onunla eğlenmek, içinden onunla alay etmek.
"Ayşe`nin kırdığı pot karşısında...
Belli etmemeye çalışarak, başını çevirmeden göz kenarı ile yandan bakmak.
"Yabancı askerlere göz ucuyla bakmaya başladı."
Belli belirsiz, açık seçik belli olmayan, bulanık (bir şekilde hatırlanan).
"O olayı hayal meyal hatırlıyorum."
Çok acıktığından ötürü midesinde eziklik duymak.
"Sabahtan beri açtı, içi kazınıyor ama belli etmemeye çalışıyordu."
Bir durum karşısında nasıl davranacağı, ne tavır takınacağı belli olmamak.
"Dikkatli olun, onun sağı solu belli olmaz."