Abayı yakmak
Çılgınca sevmek, gönül vermek, tutulmak.
Demir atma komutu vermek.
"Körfeze iyice girince kaptan funda demir edin dedi."
Çılgınca sevmek, gönül vermek, tutulmak.
İşleri kendi adına yürütmesi için birine tam yetki vermek.
Bir kimseye, değeri olmadığı halde değer vermek
Değeri olmadı halde değer ve önem vermek.
Bir kişiye özel adından ayrı olarak dikkati çeken durumuna, niteliğine uygun ad vermek.
Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.
"İyice çıldırmış olmalısın. Çünkü ağzından çıkanı kulağın duymuyor."
Ağzının payını vermek.
Çapasını denize atmak.
Bir yerde uzun süre kalmak.
"Gemiler fırtına başlayınca koya girip demir attılar."
Bir şeyin lâyıkıyla yapılması için ne gerekiyorsa ondan kaçınmamak.
Birinin çalışmasını gereğince değerlendirmek, hakkı olan şeyi vermek.
"Çalıştırdığın...
Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek.
İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak.
"Onun sevgisi, içine iyice kök salmıştı."
Bir kimsenin söylediklerine önem vermek.
"Öğretmenin sözünü yabana atma sakın."
İz bırakmak.
İyice yerleşmek.
"Bu sözler kulağına iyice yer eder umarım."