Deyimler
İletişim

"Ağzından çıkanı kulağı işitmemek" deyiminin anlamı nedir?

Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.

"İyice çıldırmış olmalısın. Çünkü ağzından çıkanı kulağın duymuyor."

Ağzından çıkanı kulağı işitmemek deyimine benzer deyimler

Ağız burun birbirine karışmak

Kavga, sarhoşluk, öfke, yorgunluk gibi nedenlerle yüz yara bere içinde olmak yada yüzde yorgunluk izleri görülmek.

Ağız burun birbirine karışmak

Ağzından bal akmak

Çok tatlı, hoşa gider biçimde konuşmak.

"Konuş, konuş hele; ağzından bal akıyor."

Ağzından bal akmak

Ağzını açıp gözünü yummak

Öfke ile ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek.

Kızgınlık ile sonunu düşünmeden ağzına gelen kötü sözleri söylemek, karşısındakine hakaret etmek.

"Eve geç...

Ağzını açıp gözünü yummak

Al Allah kulunu, zapteyle delini

Sonucunun nereye varacağını düşünmeden, korkusuzca bu işe atıldı. Onu kimse zaptedemedi.

Al Allah kulunu, zapteyle delini

Buluttan nem kapmak

Çok alıngan olmak, en küçük şeylerden bile alınmak.

"Seninle konuşmak imkânsız, buluttan nem kapıyorsun çünkü."

Buluttan nem kapmak

Dört dönmek

Bir işi yapmak için korku, heyecan, telâş, şaşkınlık içinde sağa sola koşmak, çare aramak.

"Kadıncağız haberi alır almaz odanın içinde dört dönmeye başladı."

Dört dönmek

Ecel teri dökmek

Çok korkmak, heyecan içinde bulunup terlemek, korku ve bunalım içinde olmak.

"Köprüden geçerken ecel terleri döktüler."

Ecel teri dökmek

Fiskos etmek

Birilerinin bulunduğu bir yerde birkaç kişi gizlice ve alçak sesle konuşmak.

"Utanmıyor musunuz bu kadar kişi içinde fiskos etmeye?"

Fiskos etmek

Güllük gülistanlık

Sorunları bulunmayan; neşe, bolluk ve huzur içinde olan yer.

"Ne zaman güllük gülistanlık içinde olacağız acaba?"

Güllük gülistanlık

İçi titremek

Çok üşümek.

Çok istek duymak.

Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak.

"Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim."

İçi titremek

Kök salmak

Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek.

İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak.

"Onun sevgisi, içine iyice kök salmıştı."

Kök salmak

Yüksek perdeden konuşmak

Yüksek sesle konuşmak.

Meydan okurcasına sert konuşmak.

Yapılması güç şeyleri yapacakmış gibi abartılı konuşmak.

"Bu adam yüksek perdeden konuşmaya bayılıyor."

Yüksek perdeden konuşmak