Adam etmek
Yetiştirip, eğitip topluma yararlı bir duruma getirmek.
Kaçamak bulamayacağı, kıpırdayamayacağı duruma getirmek.
Yetiştirip, eğitip topluma yararlı bir duruma getirmek.
Bir kişi yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
İşe yaramayan bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek.
Yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
İşe yaramayan bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek.
Yetişip topluma yararlı bir kişi olması için uzun zaman gerek.
Çok şaşırtmak, düşünemeyecek duruma getirmek.
"Gördüğü ev aklını başından aldı."
Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek.
"Çocuklar evi allak bullak edip gitmişler."
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.
Birini her dediğini yapar duruma getirmek, baskı ve etkisi altına almak.
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Hasta, ya da ne yaptığını bilmez duruma getirmek.
Birini kımıldanamaz, canlanamaz ve kötülük yapamaz duruma getirmek.
Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek.
Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne...