Adam etmek
Yetiştirip, eğitip topluma yararlı bir duruma getirmek.
Güçlükleri yenip işini kolay yürür duruma getirmek.
Yetiştirip, eğitip topluma yararlı bir duruma getirmek.
Bir kişi yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
İşe yaramayan bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek.
Yetişip topluma yararlı duruma gelmek.
İşe yaramayan bir şey onarılıp işe yarar duruma gelmek.
Yetişip topluma yararlı bir kişi olması için uzun zaman gerek.
Bir kimsenin adı bir kez iyi ya da bir kez kötü tanındıktan sonra, bu genel kanı kolay kolay değişmez, kişi bir konu ünlendi mi o ün sürüp gider.
Çok şaşırtmak, düşünemeyecek duruma getirmek.
"Gördüğü ev aklını başından aldı."
Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek.
"Çocuklar evi allak bullak edip gitmişler."
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
İşindeki güçlükleri yenmek, işini yoluna koymak.
Birini her dediğini yapar duruma getirmek, baskı ve etkisi altına almak.
Birini bir şey yapamaz duruma getirmek.
Bir işin en güç tarafını yapmak.
"Tarlanın ortasından şu tümseği de kaldırdık mı işin belini kırmış sayılırız, artık...
Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek.
Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne...
Bir iş yapmakta olan birinin zihnini çelerek işini göremeyecek duruma getirmek.