Adımı güveç koy, amma ocağın üzerine koyma
Kimi zor işleri yapıyormuşum gibi göster ama o işleri bana yaptırma.
Mutsuz, dertten kurtulamayan, işleri hep ters giden.
"Allahım, şu bahtı kara kuluna yardım et de düzlüğe çıksın!"
Kimi zor işleri yapıyormuşum gibi göster ama o işleri bana yaptırma.
Akla uygun gelmemek, inanılacak gibi olmamak.
Anlamamak.
"Şu işleri bir türlü aklım almıyor.
Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız.
"Bu toprağı yalnız ben mi atacağım, hayır...
Öteki işler arasında bir işi de yapıvermek.
Yapılmakta olan işler arasından işi de yapıvermek.
İşleri yolunda gitmek, şansı açılmak, şansı yardım etmek.
İşleri iyi gitmek, zorlukları yenerek rahata kavuşmak.
"Şu borcu da ödedik mi ayağımız düze basacak inşallah."
Kısa süre içinde, acele olarak.
Ayakta durarak, ayakta dikilerek.
"Gel de şu büfede ayak üstü atıştıralım biraz."
Talihi iyi olmak işleri hep yolunda gitmek.
İşleri hep ters giden, talihi kötü.
Düzenlemek, tertiplemek, iyi işler bir duruma getirmek.
"Hele şu işleri bir hâle yola koyalım, o zaman tatilini de düşünürüz."
Ortaya çıkan fırsattan yararlanıp başkalarını düşünmeyerek hep kendi çıkarını sağlayacak yönde hareket etmek.
"Hep kendine yontma, biraz da bizi düşün, biz de...
Sızlanıp şikâyet etmek, derdini döküp durmak.
"Çoluk çocuk açtı, kimse yardım elini de uzatmıyordu, birine de yanıp yakılmayı bir türlü kendine yediremiyordu."