Ağzını havaya (poyraza) açmak
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Babasının evi.
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Olmasından korktuğu şeyin zarar verici etkisine uğramak.
"Aklıma gelen başıma geldi, evi su bastı."
Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek.
"Çocuklar evi allak bullak edip gitmişler."
Girip çıkanı, gelip gideni çok olmak.
"Şu seçim dolayısıyla doktorun evi arı kovanı gibi işliyor."
Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek.
Bir işi sona erdirmek için çok sıkı çalışmak.
"Arkasına düşmezsen nasıl elde edeceksin o evi?"
Önem verilecek şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
"Babasının onun için verdiği emekleri ayaklar altına alarak...
Hiçbir çıkar gözetmeksizin.
"Babasının hayrına mı yaptı sanıyorsun senin işini?"
Uğradığı zarara, felakete sesini çıkarmadan katlanmak.
"Evi yıkılan Hasan bağrına taş basmaktan başka bir yol bulamadı."
Tamamıyla, hepsi, bütünüyle.
"Evi baştan aşağı boyadılar."
Birini kandırmak için dil dökmek, birçok sebep ileri sürmek, aldatıcı sözler sarf etmek.
"O evi almamam için bin dereden su getirdiler."
Çok basit, küçük, önemsiz bir şeyi büyütüp içinden zor çıkılır bir olay hâline getirmek.
"Bir bardak suda fırtına koparmayı bırak artık, mendilini yaktıysa evi...
Malı, mülkü veya evi olmamak.
"Şu dünyada bir dikili ağacımız olmayacak bu gidişle."