Acısı içine çökmek
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek.
Bir işi sona erdirmek için çok sıkı çalışmak.
"Arkasına düşmezsen nasıl elde edeceksin o evi?"
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak.
"Senin istekli olduğunu duydu adam, şimdi gidersen anasının nikâhını isteyecek o...
Bir kişinin (her iki anlamıyla) gittiği yoldan gitmek.
Bir işi sona erdirmek için aralıksız çalışmak.
Bir işi bitirmek, sona erdirmek, başarmak.
Bir kişiye aşırı ölçüde ilgi gösterip çok şımartmak.
"Ona biraz daha yüz verirsen başına çıkacak, söylediğini...
Gereksiz görülen bir bağlılığa, bir ilişkiye son vermemek; bir istekte bulunan kişiyi yanından uzaklaştırmak.
Yapılması zor bir işi yapmaktan kendini kurtarmak...
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Bir işi yaptırmak, gördürmek için bir yere çok gidip gelmek.
"Şu köy yolu için hükümet eşiğini aşındırıp durduk."
Bir işi yapmamak için bahaneler ileri sürmeye çalışmak, bir soruyu cevaplandırırken net şeyler söylememek.
"Hık mık edip durma, bu işi eninde sonunda...
Birini kandırmak için çok dolambaçlı gerekçeler ileri sürmek, ikna edebilmek için çok uğraşmak.
"Ne inatçı adammış, bir evet demek için kırk dereden su...
Bir işi yapmak için çok zahmet, zorluk çekmek.
Çok terlemek.
"Bu işi başarmak için az ter dökmedi."
Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak.
(Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.
"Şu çocuğun üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor, neredeyse...
Elde etmek için güçlü bir istek duymak, elde edemediği için de büyük üzüntü içinde olmak.
Kuvvetli bir aşkla sevmek.
"Bakan olmak isteğiyle yanıp tutuşuyordu."