Açıkta kalmak
Kendisi için görev yapacak yerde kalmamak.
Barındığı yer elinden gitmek.
Yer yuvarlağının güneşle ay arasına girmesiylei ay yer yuvarlağının gölgesinde ışıksız kalmak.
Kendisi için görev yapacak yerde kalmamak.
Barındığı yer elinden gitmek.
Bir şeyi devamlı olarak düşünmek, bir fikre sürekli olarak zihninde yer vermek ve zihni onunla meşgul etmek.
"Onu niçin kırdım, aklıma takıldı düşünüp...
Uygun bulduğu bir düşünce kafasına yerleşmek.
"Onun sana söyledikleri aklına yer eder inşallah."
Bir şeyi bulmak için aramadık yer bırakmamak.
"Evin altını üstüne getirdik ama tabancayı bulamadık."
Söz ve davranışlarıyla çevreyi birbirine düşürmek,...
Bir yere uğramak, o yer yolu üzerinde bulunmak, yolu düşmek.
"Bu rezillikten sonra onun ayağının buralara düşeceğini sanmam artık."
Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek.
Oturacak yer bulamamak.
"Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık."
Oturacak yer bulamamak.
Hiç karışık, anlaşılmayacak yönü yok, hesap, ay aydınlığı kadar ( ya da gökte görülen ayın kaçı olduğu kadar) ortada, açık.
Geceyi açıkta, ay ışığında geçirmek.
Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak.
İki şey arasında kalmak.
(Bir şeyi) kimse üzerine almamak.
"Belediye evlerini yıkınca çoluk çocuk öylece ortada...
Suyun çıktığı yer, kaynak.
En çok yarar sağlanacak yer.
Bir iş için en önemli, iş en son kendisinde bitecek kişi, mevkii.
"Yorgun bedenlerini suyun başındaki...
Küçümseme, azımsama, yakın bir yer belirtmek istendiğinde kullanılır.
"Şunun şurası on adımlık yer, gelmeyecek misin?"
Bir yeri kaplamak.
Birine bir yer ayırmak.
"Salonda yer tutmak yasaktır!"