Askıda kalmak (Bir iş)
Bir engel dolayısıyla bitirilemeyip öylece ve engelin ortadan kalkmasında değin kalmak.
Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak.
İki şey arasında kalmak.
(Bir şeyi) kimse üzerine almamak.
"Belediye evlerini yıkınca çoluk çocuk öylece ortada kaldılar."
Bir engel dolayısıyla bitirilemeyip öylece ve engelin ortadan kalkmasında değin kalmak.
Yakınım olan iki taraf, ya da benimle ilgili iki durum var. Birine ayrıcalık tanısam ötekini küçümsemiş oluyorum. Sakıncaları eşit olan iki karşıt davranıştan...
Çok şey okumuş, her sorulana cevap veren, çok şey bilen, okudukları aklında kalmış kimse.
"Adam ayaklı kütüphaneydi sanki!"
Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek.
Oturacak yer bulamamak.
"Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık."
Oturacak yer bulamamak.
Eline bir şey geçmemek, hava almak, açıkta kalmak.
Yer yuvarlağının güneşle ay arasına girmesiylei ay yer yuvarlağının gölgesinde ışıksız kalmak.
Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak.
"Misafirler gittikten sonra baş başa kaldılar."
Başkalarının istemediği kimse ya da şey, kendisinin üstüne kalmak.
Bir davranışla iki veya birden çok yararlı sonuç elde etmek, bir girişimle iki iş yapmak.
"Anladım amacını, bir taşla iki kuş vurmak."
İçinde olunan günlerde ölecek olmak.
Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.
"Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri sayılıymış."
İki yer arasında durmadan gidip gelmek.
"Mağaza ile ev arasında tam elli beş yıl mekik dokumuştu rahmetli."
İki davranış, iki kimse, iki karşıt şey arasında bir tercih yapamama zorluğunu anlatmak için kullanılır.