Akan sular durmak
Tersi söylenmeyecek bir durum meydana gelmek, itiraz edilecek bir nokta kalmamak.
Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmamak.
"Siz Mehmet...
Aman diyecek gücü kalmamak.
Yardım dileyecek kimse bulamamak..
Tersi söylenmeyecek bir durum meydana gelmek, itiraz edilecek bir nokta kalmamak.
Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmamak.
"Siz Mehmet...
Birine yol gösteren, akıl öğreten kimse.
Herkese akıl öğretmeye meraklı kimse.
"Lütfen akıl hocalığı yapmaya kalkma, biz işimizi senden iyi biliriz."
Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek.
Oturacak yer bulamamak.
"Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık."
Oturacak yer bulamamak.
Ortalıkta kimse kalmamak, ıssızlaşıp sessizleşmek.
"Bu iş ancak el ayak çekildikten sonra yapılır."
Parası çok, varlıklı, sözü geçer, ödeme gücü yüksek (kimse).
"Neden şu ensesi kalın adamlardan yardım istemiyorsunuz."
Sözü geçmez olmak; bir konuda saygınlığı, gücü kalmamak.
"Adamları arasında da forsu kalmayacak onun."
Yoksulları koruyup gözeten, onlara yardım elini uzatan, elden geldiğince yardım etmeyi seven kimse.
Güç şartlar altında, beşerden hiçbir yardım umudu kalmamak.
"Kime baş vurduysa bir sonuç alamadı, artık işi Allah`a kalmıştı."
Hâli, gücü kalmamak.
Yaptığı işi sona ermek.
"Git de bak, babanın işi bitmiş mi?"
İstediği yardım gelmeyince kendi işini kendi yapmak durumunda kalmak.
"O her zaman kendi göbeğini kendisi kesmiş, kimseden yardım beklememiştir."
Dirençsiz, güçsüz kimse.
Çok sık hastalanan, sağlıksız kimse.
Üşengeç, bir iş yapmaktan kaçınan.
"Ne nane molla bir adamsın, kalk da biraz çalış."
Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek.
Gücü kalmamak.
"Bu kadar düşüncesiz davranmasaydı sıfırı tüketmezdi."