Altüst etmek (olmak)
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Alt tarafı.
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Sonuç alınmayacak iş, umutsuz durum.
"Çobanlık mı, dağ tepe dolaş dur, alt yanı çıkmaz sokak vesselâm."
Anlaşamayan iki tarafı uzlaştırmak üzere araya girme yüzünden güç duruma düşmek.
Anlaşamayan iki tarafı uzaklaştırmak için araya girildiğinde, iki yanı da hoşnut edemeyerek güç duruma düşmek.
Bir kimseye, haberi olmadan, kötü duruma sokucu davranışta bulunmak, alt etmek için gizlice plân kurmak.
"Onun başına bir çorap örecekler diye korkuyorum."
Dağ tabanının başladığı yer, yamacın en alt kesimi.
Kendisine karşı geleni alt ederek buyruğunu dinler duruma getirmek, boyun eğdirmek.
"İki saatte düşmanı dize getirebiliriz."
Çok açık, gizli bir tarafı yok.
"Şu zamana kadar elle tutulur gözle görülür bir iş yaptın mı sen?"
İşe yarar, beğenilecek bir yanı ve tarafı kalmamak.
"Bu arabalarda hayır kalmamış, yenilerini almamız gerekecek."
Bir hastalık sebebi ile bir tarafı, özellikle de karın tarafı şişmek.
Karmakarışık, çok karışık, düzensiz, alt üst olup birbirine girmiş.
"Ortalık karman çormandı, nereden işe başlayacağını bilemiyordu."
Satranç oyununda yenmek.
Bir tartışmada, karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek.
"İleri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti."