Açık vermek
Gelir gideri karşılamamak. Gizlenmek istediği bir şeyi farkında olmadan belli etmek.
Hoşnutsuzluğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
"Bütün gün suratını ekşitip durdu."
Gelir gideri karşılamamak. Gizlenmek istediği bir şeyi farkında olmadan belli etmek.
Öfke ile ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek.
Kızgınlık ile sonunu düşünmeden ağzına gelen kötü sözleri söylemek, karşısındakine hakaret etmek.
"Eve geç...
Bütün kötü olasılıkları sayıp dökmek.
Bütün kötü olasılıkları sayıp dökmek.
İltifat etmek, okşamak, övmek, birisini bu yolları kullanarak bir işe sevk etmek.
"Arkasını sıvayarak yaptırıyorum her işi bu çocuğa."
Ölmüş olan babanın ruhunu şad etmek için (bana şu iyiliği yap).
Birinden bir iyilik yapılması istenirken
"bu iyiliği, ölmüş olan babanın ruhunu hoşnut etmek...
Yarı belli, yarı belirsiz, çok az belli.
Birinin içine düştüğü duruma belli etmeden gülmek, sevindiğini belli etmeyerek onunla eğlenmek, içinden onunla alay etmek.
"Ayşe`nin kırdığı pot karşısında...
Her gün elime ne geçerse harcar, günümü gün ederim. Yarın düşünmem.
Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek.
İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
"Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde."
Yapılacak iş ve bir şeyle oyalanma imkânı bulamamaktan duyulan tedirginlik, içine düşülen bunalım.
"Bütün gün evde oturuyor, can sıkıntısından ne yapacağımı...
Öfkeyi belli etmek için birbirine yaklaştırılmış kaşlar.
Rahatsız olduğunu, hoşnut olmadığını, öfke duyduğunu yüz ifadesiyle belli etmek.
"Haydi kalk, yüzünü ekşitme öyle, çok kalmayacağız onlarda."