Ağza tat, boğaza feryat
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan.
"Önüne gelene sordu ama bulamadı."
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Birine yol gösteren, akıl öğreten kimse.
Herkese akıl öğretmeye meraklı kimse.
"Lütfen akıl hocalığı yapmaya kalkma, biz işimizi senden iyi biliriz."
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Kavga çıkararak, önüne gelene çatarak ya da başka sebeplerle kendisi için tehlikeli bir durum oluşmasına yol açmak.
"Bırak sövmeyi, belâ mı arıyorsun başına?"
Öyle gösterişli ki herkes edinmek istiyor. Ama alan da bir işe yaramadığını anlıyor.
Olur olmaz şeyler için vücudunu yıpratmamak, sağlığının değerini bilmek, onu koruyacak tedbirler almak.
Kendisi ayrıldıktan sonra, bıraktığı şey veya kimse ile ilgili tedirginliği sürmek, merak etmek.
"Köyden ayrılıyordu ama gözü de arkada kalmıştı."
Bir işi yapabilmek için kendini çok zorlamak.
"Ikınıp sıkındı ama bir çare bulamadı."
Karşı gelmek, direnmek, boyun eğmemek.
"Her önüne gelene kafa tutmakla bir yere varacağını mı sanıyorsun?"
Dirençsiz, güçsüz kimse.
Çok sık hastalanan, sağlıksız kimse.
Üşengeç, bir iş yapmaktan kaçınan.
"Ne nane molla bir adamsın, kalk da biraz çalış."
Her ihtimale karşı, ne olacağı belli değil.
"Şemsiyeni al, ne olur ne olmaz, yağmura yakalanabilirsin."
İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı.
"Haklarında çıkan dedikoduyu sağır sultan bile duydu ama siz duymadınız öyle mi?"