Ağzını havaya (poyraza) açmak
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Çok istediği, imrendiği, kavuşmak dilediği şeyi elde edememek.
"Pikniğe gitmek istiyorduk, yağmur yağınca hevesimiz kursağımızda kaldı."
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Birini gözden ayırmayarak arkasından gitmek.
Bir işi sona erdirmek için çok sıkı çalışmak.
"Arkasına düşmezsen nasıl elde edeceksin o evi?"
Giriştiği işte istediği sonucu elde edememek.
Çok az, pek az (sıvı şeyler için söylenir).
Çok küçük (çocuklar için söylenir).
"Bir damla su kaldı, ne yapacağız su gelmezse."
Çok fazla kibirli, herkese yukarıdan bakar (olmak).
"İyi ki bir araba aldı, burnu Kaf dağında bir adam olup çıktı."
Çok kibirli, herkese çok yukarıdan bakar...
Çok özler, çok arar, çok ister olmak.
Gücenmek.
İstediği hâlde elde edemediği şey üzerinde isteği devam etmek.
"Gönlüm o vitrindeki elbisede kaldı."
İmrendiği, çok istediği şeye kavuşup ona doymak.
Dileği gerçekleşmek, çok istediği şeye kavuşmak.
"İnşallah muradına erersin kızım."
Bir şeyi elde etmek için çok uğraşmak.
(Çocuğu) sevme ya da korumada çok ileri gitmek.
"Şu çocuğun üstüne bu kadar düşmeyelim, şımardıkça şımarıyor, neredeyse...
Çok şişman, çok yağlı.
"Birkaç ay sonra yağ tulumu olacak, şuna birisi söylese de çok yemese."