Aklı almamak
Akla uygun gelmemek, inanılacak gibi olmamak.
Anlamamak.
"Şu işleri bir türlü aklım almıyor.
Tastamam, uygun, tıpatıp, gerçekte olduğu gibi.
"Söylediklerimi harfi harfine yerine getirdin mi?"
Akla uygun gelmemek, inanılacak gibi olmamak.
Anlamamak.
"Şu işleri bir türlü aklım almıyor.
Akılsızca, şaşkınca, delice işler yapmak.
"Misafirliğe böyle gidilir mi? Sen aklını peynir ekmekle mi yedin?"
Uygun olduğu sonucuna varmak.
Başkasına bir şeyler vermesi gereken kişi, az az verip sayıyı çoğaltarak çok şey veriyormuş gibi görünmek istiyor. Ama alan da bunlardan birkaçını birleştirip...
Doğru olduğu, gerçek olduğu anlaşılmak, ortaya çıkmak.
Ata hüner göstermek.
Bildiği ve istediği gibi davranmak.
Belli bir alanda üstünlük kurmak.
"Meydan adamlara kaldı, istedikleri gibi at oynatıyorlar."
Biri ötekine köle gibi hizmet eder, her emrini yerine getirir durumda olmak.
(Dik şeylerin) dışarıya doğru, (yatay şeylerin de) aşağıya doğru kamburlaşmak.
"Yeni ördüğümüz duvar bel verdi."
Duvar gibi dikey şeylerin ortası...
Çok üzücü bir haberle aşırı sarsıntıya uğrayıp düşünme yeteneğini yitirir gibi olmak.
Umulmadık, beklenmedik bir olay karşısında şaşkınlığa düşmek, düşünce...
Fesadın ve dedikodunun çok olduğu, herkesin birbirine düştüğü, türlü düşmanlıkların kaynaştığı, hile ve düzenlerin kurulduğu yer.
"Mahalle bir anda cadı kazanı...
Gerçekte kendisi suçlu olduğu hâlde suç işlememiş gibi davranan ve karşısındakini suçlamaya çalışan kimse.
Görevden ayrılan birinin yerine geçmek.
Bulunmayan bir nesnenin yerine kullanılabilmek.
"Emekli olan müdürün yerine geçmek için iki müdür yardımcısı yarışa...