Ağzından çıkanı kulağı işitmemek
Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.
"İyice çıldırmış olmalısın. Çünkü ağzından çıkanı kulağın duymuyor."
Birisini öldürecek kadar öfkelenmek.
"Katillerin gözünü kan bürümüştü, önlerine çıkanı öldürüyorlardı."
Sözlerini tartmadan, düşünmeden, öfke içinde, nere varacağını hesaplamadan konuşmak.
"İyice çıldırmış olmalısın. Çünkü ağzından çıkanı kulağın duymuyor."
Öfke ile ağzına gelen bütün ağır sözleri söylemek.
Kızgınlık ile sonunu düşünmeden ağzına gelen kötü sözleri söylemek, karşısındakine hakaret etmek.
"Eve geç...
İnanç ve ibadette birbirlerinden ayrılmayan ve bu kardeşliği ahirette de sürdüreceklerini düşünen kadınlar.
Dünya ve ahiret işlerinde birbirlerinden ayrılmayan...
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir kokudan burnu görev yapamaz olmak.
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir...
Çıplak, üzerinde sadece don ve gömlek var denilecek kadar soyunmuş hâlde.
"Adamı, don gömlek kalacak kadar soydular."
Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek.
"O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma."
Çok sinirlenmek, öfkelenmek,"Kan başına sıçramıştı, sağa sola bağırıp duruyordu."
Cinayet işlenmek, kan dökülmek.
"Şu adamı götürün gözümün önünden, yoksa kan çıkacak."
Çok kan akıtılmış olmak, çok insan öldürülmek.
"Düşmanla göğüs göğüse gelmiştik, biliyordum ki birazdan kan gövdeyi götürecek ve pek çoğumuz ölecekti."
Birbirlerinin kanını dökecek, birbirlerini öldürecek kadar birbirlerine düşman olmak.
"Küçücük bir tarla yüzünden kanlı bıçaklı olduk."
Hiç denecek kadar az.
"Onu zerre kadar sevmiyorum."