Akla karayı seçmek
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Hiç denecek kadar az.
"Onu zerre kadar sevmiyorum."
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.
"Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı."
Hiç karışık, anlaşılmayacak yönü yok, hesap, ay aydınlığı kadar ( ya da gökte görülen ayın kaçı olduğu kadar) ortada, açık.
Azımsamak, az saymak, umduğu kadar olmadığını düşünmek.
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Umduğu kadar olmadığını bildirmek, az saymak, azımsamak.
Bir avuç dolduracak kadar.
Az sayıda (insan).
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir kokudan burnu görev yapamaz olmak.
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir...
Oldukça huysuz olmak, kendisine hiç söz söyletmemek, kendisinin eleştirilmesine fırsat tanımamak, en küçük yergiye tahammül göstermemek.
"Amma da burnundan kıl...
Ölmek.
Çok yorulmak.
Çok yıpranmak.
"Onu razı edinceye kadar canım çıktı."
Çıplak, üzerinde sadece don ve gömlek var denilecek kadar soyunmuş hâlde.
"Adamı, don gömlek kalacak kadar soydular."
Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek.
"O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma."