Acem kılıcı gibi iki tarafı (taraflı) kesmek
Hem birinden yana hem de ona karşı olabilmek; aralarında sorun bulunan iki yanı da idare etmek; iki yanlı davranmak.
Bozmak, ortalığı dağıtmak, yok etmek; yenmek, birine karşı başarı sağlamak.
"Askerler ortalığı toz duman ettiler."
Hem birinden yana hem de ona karşı olabilmek; aralarında sorun bulunan iki yanı da idare etmek; iki yanlı davranmak.
Sert konuşan birine karşı yumuşak, olumlu, onu haklı görüyormuş gibi tavır almak.
"Amacına ulaşmak istiyorsan onunla konuşurken alttan al, pes perdeden konuş."
Yakınım olan iki taraf, ya da benimle ilgili iki durum var. Birine ayrıcalık tanısam ötekini küçümsemiş oluyorum. Sakıncaları eşit olan iki karşıt davranıştan...
Birilerinin kendisine karşı yapacakları muhtemel kötülüklere karşı uyanık davranmak, tedbirli olmak.
"Eğer ayağını denk almazsan o adamlar başına bir iş...
Bir sorun üzerine oy verenler, sayıca, karşı düşünceye oy verenlerden daha az çıkmak.
Bir oyalamada, karşı düşünceye oy verenler sayıca az çıkmak.
Değer vermek, çok üstün tutmak, çok sevmek.
"Babalarını baş tacı ettiler, toz kondurmuyorlar adama."
Herkesin kendi canının kaygısına düştüğü ve kendi canını kurtarmaya çalıştığı tehlikeli bir durum, yer.
"Ortalık toz dumandı; haykırışlar, inlemeler ortalığı...
Bir afet çok zarar vermek, mahvetmek.
Baskı yaparak, kıyıcı davranışlarda bulunarak bir topluluğu ezmek; zulmetmek, ortalığı korku ve dehşet içinde...
"Hiçbir bahane, itiraz, mazeret, duraksama, karşı gelme yok" anlamında kullanılır.
"Lamı cimi yok, bu akşam bize geleceksiniz, tamam mı?"
Ortada ne varsa hepsini yemek.
Hepsini alıp götürmek, yok etmek.
Ortalığı temizlemek.
"Evi çarçabuk silip süpürdüm."
Ortalığı altüst etmek, karışıklığa yol açmak, gürültü patırtı çıkarmak.
Çok fazla toz kaldırarak koşmak veya kaçmak.
"Başıboş sığırlar tozu dumana katarak...
Birine karşı ya da birinin kendine karşı yaptığı bir davranış sonradan kendisi için acı, üzüntü kaynağı olmak.
"Ona yemek vermedim ama yüreğime dert oldu."