Ağızdan ağza
Biri ötekine, o da bir başkasına söyleyerek, dilden dile.
Konuşma yeteneği yokken konuşmak, dillenmek.
Dile düşmek.
"Dile geldi dağlar, avuttu onu!"
Biri ötekine, o da bir başkasına söyleyerek, dilden dile.
Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.
"Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı."
Her yerde, pek çok kimse tarafından bahis konusu olmak.
"Ata sözleri dilden dile dolaşarak günümüze kadar geldi."
Hakkında dedikodu yapılmak.
"Allah kimseyi dile düşürmesin, kadıncağız sokağa çıkamaz oldu."
Bir meseleyi belirtmek, ortaya atmak, anlatmak, açıklamak.
Birini konuşturmak.
"Hiç umulmadık bir anda konuyu dile getirdi, hepimizin anlamasını sağladı."
Söylenmesi kolay ama yapılması ortaya konması ya da katlanılması çok güç.
"Evet, dile kolay, haydi yap da görelim."
Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek.
"Ben bu elbisede karar kıldım."
Tutarlı ve mantıklı konuşmak, sakıncalı olmayan ve birini kırmayan sözler söylemek, saygılı ve yerinde konuşmak.
"O daima lafını bilir bir insan olmuştur."
Anlaşılmaz, süslü, parlak, ağdalı, konuşma dilinde geçmeyen kelimelerle konuşmak.
"Lügat paralamak hoşuna gitmeye başlamıştı."
Ne yapacağını bilemez duruma düşmek.
Doğru tutum ve davranıştan ayrılmak.
"İyice pusulayı şaşırmadan uyarmalıyız onu."
Düşünmediği, beklemediği bir anda biriyle karşılaşmak.
Düşünmediği veya düşünülmediği hâlde payına düşmek.
"Desenli parça bana rast geldi..
Hedefi...
Yüksek sesle konuşmak.
Meydan okurcasına sert konuşmak.
Yapılması güç şeyleri yapacakmış gibi abartılı konuşmak.
"Bu adam yüksek perdeden konuşmaya bayılıyor."