Aç susuz kalmak
Çok yoksul bir duruma düşmek.
Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.
"Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı."
Çok yoksul bir duruma düşmek.
Çok beğenip imrenmek.
Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek.
"Vitrindeki kızarmış tavuğu görünce ağzımın suyu aktı."
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek.
"O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"
Çok eziyet ederek canından bezdirmek, bir kimseyi çok üzmek.
"Karşıma bir çıksın, onu anasından doğduğuna pişman edeceğim."
Bir işi yaparken çok sıkıntı çekmek, eziyete katlanmak.
"Şu arabanın taksitlerini ödeyinceye kadar anamdan emdiğim süt burnumdan geldi."
Bir parça, o kadar çok olmayan, oldukça.
"Az buçuk."
Ne az ne çok, oldukça.
Bir işten dolayı sorumlu duruma düşmek, kaygu çekmek.
"Sana güveniyorum, başımı ağrıtmayacağına eminim, haydi güle güle git."
Ölmek.
Çok yorulmak.
Çok yıpranmak.
"Onu razı edinceye kadar canım çıktı."
Çok sıkılmak, eziyet çekmek.
"Kabir azabı çekmeye daha ne kadar devam edeceğiz."
Çok yorulmuş olmak; kımıldayamayacak kadar bitkin, güçsüz düşmek.