Ağzına bir zeytin verip altına bir tulum tutmak
Birine yaptığı küçük bir iyilik karşılığı olarak ondan büyük çıkar sağlamayı düşünmek.
Bozmak, çalışamaz hâle getirmek, zarar vermek; birine büyük kötülük yapmak.
"Eline alır almaz saatin çarkına okudu."
Birine yaptığı küçük bir iyilik karşılığı olarak ondan büyük çıkar sağlamayı düşünmek.
Bir şeyde büyük zarar görmek.
O eylemi yapmak uygun mu? Yakışık alır mı?
Kurulu düzeni bozmak, karmakarışık bir duruma getirmek.
"Çocuklar evi allak bullak edip gitmişler."
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Birisine en büyük kötülüğü yapmak.
İyi olan, yolunda giden bir durumu yanlış davranışlarla bozmak, olumsuz bir gidişe sokmak.
"Eline çekici alır almaz çiviye vurdu, çivi tahtayı yarıp geçti, bir...
Bir kimseye büyük bir zarar vermek, kötülük etmek.
İyi bir şeyi kötü hâle getirmek, heder etmek, harcamak.
"Yeni aldığım oyuncağın canına okudu bir günde."
Bir işi yapmak için korku, heyecan, telâş, şaşkınlık içinde sağa sola koşmak, çare aramak.
"Kadıncağız haberi alır almaz odanın içinde dört dönmeye başladı."
Hesap defterinde, bir kişiye alış veriş için alacağını borcunu kaydetmek üzere bir yer ayırmak.
Bankada, gereğinde çekilmek üzere yatırılan para için işlem...
İşi düzelteyim, bir iyilik yapayım derken büsbütün bozmak ve büyük bir zarar vermek.
Bir işten biri zarar görür olmak, söylenen bir söz birine zarar vermek.
"O çubuğu kıracağım fakat ucu sana dokunacak diye kıramıyorum."