Ağzının suyu akmak
Çok beğenip imrenmek.
Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek.
"Vitrindeki kızarmış tavuğu görünce ağzımın suyu aktı."
Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.
"O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti."
Çok beğenip imrenmek.
Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek.
"Vitrindeki kızarmış tavuğu görünce ağzımın suyu aktı."
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek.
"O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"
Bir şeye değerinden çok para istemek, olmayacak bir istekte bulunmak.
"Senin istekli olduğunu duydu adam, şimdi gidersen anasının nikâhını isteyecek o...
Aşırı ölçüde sıkılmak, heyecanlanmak, utanmak sonucu vücutta sıcaklığın artması, yüzün kızarması.
"O nadide, paha biçilmez vazoyu kırınca bedenini birden bire...
Çok sevinmek.
Çok sevinmek.
"Oyuncakları görünce çocuklar bayram etti."
Çok heyecanlanmak, coşkunluk duymak ve sevincini belli etmekten kendini alamamak.
"Annemi karşımda görünce ne yapacağımı şaşırdım, içim içime sığmıyordu, koşup...
Çok susamak.
Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek.
"Sanki yalnız onun içi yanıyordu."
Birden bire çok korkmak, kalbi yerinden fırlayacakmış gibi hızlı hızlı atmak.
"Karanlık ve ıssız sokakta yürürken bir çığlık duydu, yüreği ağzına geldi o an."
Çok acımak, içi sızlamak.
"Eşinin o hâlini görünce yüreği cız etti."
Üzülmek, çok acı duymak.
Çok acıkmış olmak.
"İçim eziliyor, bir şeyler yemeliyim."
Çok acımak, karşılaştığı bir durum sebebiyle çok üzüntü duymak.
"Zavallının o hâlini görünce içim parçalandı."