Abayı sermek
Bir yere teklifsizce yerleşmek.
Yenmek, sırtını yere getirmek.
Bir yere teklifsizce yerleşmek.
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Alt yüzünü üste çevirmek, altını üstüne getirmek.
Karmakarışık duruma getirmek.
Nikah kıyılmadan önce, evlenecek kimselerin durumunu (ya da başka bir konuyu) yazılı olarak, herkesin görebileceği yere asmak.
Evlenecek kimselerin nikâhtan...
Bir yere gitmez, uğramaz olmak.
Birini bir yere artık uğramaz duruma getirmek.
"Öyle korkutun ki o adamın ayağı kesilsin bu meyhaneden?"
Kişiyi kendi görüş ve düşüncelerinden ayırıp başka bir görüş ve düşünceyi benimser duruma getirmek.
Bir insanı, kendine özgü düşünce ve dünya görüşüne...
Sıkıntılı bir yerden kurtulup rahat edeceği bir yere kavuşmak; uygun bir yere yerleşmek, işe girmek.
"Evimize kapağı attık mı tamam, gel keyfim gel o zaman."
Birine iftira etmek, leke sürmek, haksız yere suçlamak.
"Kadıncağıza yok yere kara çaldılar."
Satranç oyununda yenmek.
Bir tartışmada, karşı tarafı söz söyleyemeyecek duruma getirmek.
"İleri sürdüğü kanıtlar ile karşısındakileri kısa zamanda mat etti."
"Takip edilen yol yanlıştır, bu yolla bir yere gidilemez, sonuç alınamaz, bir yere kadar gidilir ama daha fazla gidilemez" anlamında kullanılır.
Güçlü bir yere veya birine güvenmek.
Bir yere dayanmak ya da yaslanmak.
"Sırtını babasına dayamış atıp tutuyor, her dilediğini yapıyor."
Üstün gelmek.
Güreşte rakibi sırt üstü yere yatırarak yenmek.
"Onun sırtını kimse kolay kolay yere getiremez."