Alayı karayı yığmak
Bütün kötü olasılıkları sayıp dökmek.
Bütün kötü olasılıkları sayıp dökmek.
Hemen her yer, bütün dünya.
"Yedi iklim dört bucak dolaştı durdu."
Bütün kötü olasılıkları sayıp dökmek.
Bütün kötü olasılıkları sayıp dökmek.
Hile, kötü bilmeyen; hak yol üzerinde olan, Allah`a ibadette kus dini bütün kimse.
"Allah adamı olmalısın dünya da, hem de ahrette iyilik görebilesin."
Yaklaşık olarak, hemen hemen, tam değil de tama yakın.
"Aşağı yukarı on kilo gelir bu yük."
Yaklaşık olarak, hemen hemen, tama yakın.
Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek.
Oturacak yer bulamamak.
"Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık."
Oturacak yer bulamamak.
Yer yuvarlağının güneşle ay arasına girmesiylei ay yer yuvarlağının gölgesinde ışıksız kalmak.
"Az kalsın."
Neredeyse, hemen hemen, az kalsın.
Birinin her istediğini, yinelemesine gerek olmadan yapmak; her dediğini hemen yerine getirmek.
Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
"Ah benim tatlı çocuğum, bir sözümü iki etmez, hemen yapıverir."
Telâşla, hemen her köşeye bakarak heyecanla aramak.
"Bütün her yeri fellik fellik aradım ama bıçağı bulamadım."
Hemen her işte parmağı vardır.
Her işten anlar, her işe karışır ya da her işten anladığı izlenimi verir.
Ev ev gezmek, her eve uğramak.
Hemen her devlet dairesine başvurmak.
"Kapı kapı dolaştı, ne var ki bir iş bulamadı."
Bütün devletler, herkes, bütün dünya.
"İstiklâl Savaşı`nı yedi düvele karşı verdik biz."