Az daha
"Az kalsın."
Neredeyse, hemen hemen, az kalsın.
Yaklaşık olarak, hemen hemen, tam değil de tama yakın.
"Aşağı yukarı on kilo gelir bu yük."
Yaklaşık olarak, hemen hemen, tama yakın.
"Az kalsın."
Neredeyse, hemen hemen, az kalsın.
Az sonra, hemen hemen, olmak üzereydi ki (olacaktı, ama olmadı).
"Nerede ise".
Neredeyse, az daha
Çok az fark olarak, kararlaştırılmak istenen sayıdan, ölçüden bir miktar az veya çok olarak.
"Beş aşağı beş yukarı bir kg. çeker bu tavuk."
Etkisini hemen ve kesin olarak göstermek.
"Verdiğin ilaç diş ağrıma bire bir geldi."
Birinin her istediğini hemen yerine getirmek.
"Ah benim tatlı çocuğum, bir sözümü iki etmez, hemen yapıverir."
Karmaşık biçimde yayılıp genişlemek.
Soy ya da dostluk yönünden genişleyip yayılmak.
"Bu mesele daha fazla dal budak salmadan hemen halledilmeli."
Birisine yapılması çok zor, hemen hemen yapamayacağı bir işi yaptırmaya çalışmak.
"Senin yaptığın deveye hendek atlatmak, bırak şu garibin yakasını."
Yok olmak, ortadan kaybolmak.
"Çiçek hastalığının bu kasabada izi silindi hemen hemen, çünkü çocuklar aşılanıyorlar."
Ne iyi ne kötü, orta derecede.
Hemen hemen, aşağı yukarı, yaklaşık olarak.
"Şöyle böyle üç yıl oldu onunla görüşemedik."
Çok uykusu gelmek, göz kapakları kapanmak.
"İki gündür yoldaydık, hemen hemen hiç uyumamıştık, uyku gözlerimizden akıyordu."
Az bir farkla, az fazla ya da az eksik olmak üzere, yaklaşık olarak.
"Üç aşağı beş yukarı anlaşırız, merak etme."
Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak.
Bir şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak.
"Sen onu meşgul et ki hemen yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit...