Ahkâm çıkarmak
Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.
"Devletler ancak kuvvetli ordu ile ayakta dururlar diye ahkâm çıkardı."
Yarı uykulu.
"Uyur uyanık ayakta nöbet tutmaya çalışıyordu."
Kendi düşüncelerine dayanarak birtakım yargılara varmak.
"Devletler ancak kuvvetli ordu ile ayakta dururlar diye ahkâm çıkardı."
Yarı karanlık.
Döverek ayakta duramayacak biçime sokmak, asfaltta yatıp kalacak denli çok dövmek.
İri yarı kadın.
Bir yerde ayakta beklemekten veya uzun süre dolaşmaktan çok yorulmak.
"Seni aramaktan ayaklarıma kara sular indi, nerelerdeydin Allah aşkına!"
Birilerinin kendisine karşı yapacakları muhtemel kötülüklere karşı uyanık davranmak, tedbirli olmak.
"Eğer ayağını denk almazsan o adamlar başına bir iş...
Bir zorluk karşısında yıkılmamak, çökmemek.
Oturacak yer bulamamak.
"Gemi öyle kalabalıktı ki hepimiz ayakta kaldık."
Oturacak yer bulamamak.
Kısa süre içinde, acele olarak.
Ayakta durarak, ayakta dikilerek.
"Gel de şu büfede ayak üstü atıştıralım biraz."
İnandığı bir şey uğrunda ölmek, canını vermek.
Belirmek, kimi bitkilerin başak tutmaya başlaması.
"Ektiğimiz buğdaylar baş vermeye başladı."
Yarı belli, yarı belirsiz, çok az belli.
Hepsi ayakta büyük bir insan kalabalığı.
Yarı güvenli, yarı tehlikeli durumda.
Son günlerini yaşıyor göçmesi yakın.