Adım başına
Birbirine çok yakın yerlerde, pek sık olarak.
Birbirine sarılıp kucaklaşmak, birbirini iyice kucaklamak.
"Anne oğul sarmaş dolaş oldular meydanda."
Birbirine çok yakın yerlerde, pek sık olarak.
Birbirine karşı olan iki topluluğun her birindeki en güçlü kişi.
İki kişi birbirine pek yakın durarak gizlice konuşmaya dalmak.
Birbiri ardınca söylenen, birbirini tutmayan, konu dışı ve gereksiz sözler.
Doğru olduğunda şüphe edilen bir konuda birkaç kişinin söylediklerini birbirine benzetmek.
Uygunsuz iş yapmak; birbirini tamamlayan, birbirine uyan unsurları ters kullanmak; kişilere işlerine yaramayan şeyi, ilgili olmadıkları görevi vermek.
Yürürken herhangi bir sebepten ötürü ayakları birbirine takılmak, sendelemek.
"Korkusundan zavallının ayakları birbirine dolaştı."
Aralarında çıkan anlaşmazlık kavgaya dönüşmek, çarpışmak, saldırmak.
Bir kaza sonucu araçların birbirine çarpması.
"Su yüzünden sokak sakinleri birbirine...
Bir yere iyice, ayrılmamacasına yerleşmek.
İyice tutunmak, köklenmek, sağlamlaşmak, yayılmak.
"Onun sevgisi, içine iyice kök salmıştı."
Oğul arılarının bir bölüğü kovandan ayrılıp başka bir kovana gitmek, yeni bir oğul arısı topluluğu meydana getirmek.
Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek.
"Şimdi gelip ortalığı birbirine katacak diye korkuyorum."
İz bırakmak.
İyice yerleşmek.
"Bu sözler kulağına iyice yer eder umarım."