Basıp gitmek
Aklına koyduğu şeyi yapmak amacıyla, o an bulunduğu yerden kimseye danışmadan ayrılmak.
"Öyle her aklına estiğinde basıp gidemezsin buradan."
Öldürülmek.
Bulunduğu yüksek makamdan ayrılmak zorunda kalmak.
"Post elden gidince kahretti adam."
Aklına koyduğu şeyi yapmak amacıyla, o an bulunduğu yerden kimseye danışmadan ayrılmak.
"Öyle her aklına estiğinde basıp gidemezsin buradan."
Biriyle yalnız kalmak, iki kişi bir arada yalnız kalmak.
"Misafirler gittikten sonra baş başa kaldılar."
Bir şeyi yitirmek, ondan yoksun kalmak.
"Bütün mal mülk bir hiç uğruna elden gitti."
Kolay para harcamayan, cimri, çok tutumlu.
"Bu kadar eli sıkı bir adam olmak zorunda değilsin."
Hâlen bulunduğu durumdan daha yüksek bir duruma ya da mevkiye çıkmak istemek, böyle bir amacı gütmek.
"Bundan böyle küçük şeylerle yetinme, gözün yükseklerde...
İçinde olunan günlerde ölecek olmak.
Bulunduğu yerde kalmak için birkaç günü kalmak.
"Doktorlara bakılırsa anneannemin günleri sayılıymış."
Beklediği yardım gelmeyince, kendi işini kendisi yapmak zorunda kalmak.
"İş başa düştü desene!.."
Kaçıp gitmek, bulunduğu yerden gizlice ve çabucak ayrılmak.
"Kavga başlayınca kirişi kırarım diye düşündü."
Yersiz yurtsuz kalmak, barınacak yer bulamamak.
İki şey arasında kalmak.
(Bir şeyi) kimse üzerine almamak.
"Belediye evlerini yıkınca çoluk çocuk öylece ortada...
Takip edilen yoldan ayrılmak.
Tutumunu, tavrını değiştirmek, izlediği yoldan kopmak.
"Hava muhalefeti sebebiyle uçak rota değiştirmek zorunda kaldı."
Beklenmedik, şaşırtıcı, ansızın gelen.
Yüksek bir makamdan çıkan buyruk, emir.
"Tepeden inmeyle bir sürü ehliyetsiz adam geçti işin başına."
Yüksek sesle konuşmak.
Meydan okurcasına sert konuşmak.
Yapılması güç şeyleri yapacakmış gibi abartılı konuşmak.
"Bu adam yüksek perdeden konuşmaya bayılıyor."