Adım başına
Birbirine çok yakın yerlerde, pek sık olarak.
Birbirine destek vererek, dayanışarak.
Birbirine çok yakın yerlerde, pek sık olarak.
Birbirine karşı olan iki topluluğun her birindeki en güçlü kişi.
İki kişi birbirine pek yakın durarak gizlice konuşmaya dalmak.
Doğru olduğunda şüphe edilen bir konuda birkaç kişinin söylediklerini birbirine benzetmek.
Sözle oyalamaya avutmaya çalışmak.
Soğuktam çenesi titreyerek dişlerini birbirine vurmak.
Sert söz ve davranışlarla karşılık vererek bir kimseyi yaptığına pişman etmek.
"Demek öyle, ben de senin ağzının payını vermezsem bana da Hasan demesinler!"
Kendi sermayesi olmadığı hâlde, birinden aldığını ötekine, ötekinden aldığını bir başkasına vererek işini yürütmek.
Bir şeyi bulmak için aramadık yer bırakmamak.
"Evin altını üstüne getirdik ama tabancayı bulamadık."
Söz ve davranışlarıyla çevreyi birbirine düşürmek,...
Anlaşmazlığa neden olmak, dostluğu bozmak, insanları birbirine düşürmek.
Yürürken herhangi bir sebepten ötürü ayakları birbirine takılmak, sendelemek.
"Korkusundan zavallının ayakları birbirine dolaştı."
Aralarında çıkan anlaşmazlık kavgaya dönüşmek, çarpışmak, saldırmak.
Bir kaza sonucu araçların birbirine çarpması.
"Su yüzünden sokak sakinleri birbirine...
Kargaşa çıkarmak, herkesi birbirine düşürmek.
"Şimdi gelip ortalığı birbirine katacak diye korkuyorum."