Ateş bacayı sarmak
Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.
"Ateş bacayı sarmadan çabuk gidelim buradan!"
Arzularının, ihtiraslarının önüne geçebilmek.
Bir iş ya da olay önüne geçilemez, tehlikeli bir durum almak.
"Ateş bacayı sarmadan çabuk gidelim buradan!"
Acımasızca, tekmelerle kıyasıya dövmek.
Bir şeyi küçük görerek ondan faydalanma yoluna gitmemek, o şeyi tepmek.
"Önüne serilen bütün nimetleri ayağının altına...
Kavga çıkararak, önüne gelene çatarak ya da başka sebeplerle kendisi için tehlikeli bir durum oluşmasına yol açmak.
"Bırak sövmeyi, belâ mı arıyorsun başına?"
Bir üzüntüden dolayı iştahı kesilmek, isteksiz ve zorla yemek.
"Annemin o hasta hâli gözümün önüne geldikçe lokmalar boğazıma diziliyor."
Önem ve değer vermemek, küçümsemek, beğenmemek.
"Önüne konan yemeklere burun kıvırıp sofradan kalktı."
Çağın önüne geçmek.
Çare, en tutarlı çözüm yolu.
"Sınıf geçebilmek için tek çıkar yol ders çalışmaktır."
Son hızla (süvari ve at arabası için).
Önüne geçilemeyecek biçimde, çok fazla olarak.
"Kinlerimizi dolu dizgin salıverdik düşmanın üstüne."
Yok edilemeyen, önüne geçilemeyen, yumuşatılamayan inat.
"Adamın yine gâvur inadı tuttu, gelmem deyip duruyor."
Karşı gelmek, direnmek, boyun eğmemek.
"Her önüne gelene kafa tutmakla bir yere varacağını mı sanıyorsun?"
Gelenleri karşılamak üzere yola ya da kapı önüne çıkmak.
İleri sürülen fikrin, tutulan yolun yanlış olduğunu söylemek.
"Her fikrime karşı çıkmak zorunda mısın?"
Olur olmaz kimse, herkes, karşısına çıkan.
"Önüne gelene sordu ama bulamadı."