Arka çıkmak
Birilerine karşı, birini korumak; savunmak, kayırmak.
"Babası arka çıkmasaydı onu bir güzel dövecekti."
Birini konuşarak, gereksiz meseleler anlatarak işinden alıkoymak.
"Onu biraz lafa tutup oyalamaya başladılar."
Birilerine karşı, birini korumak; savunmak, kayırmak.
"Babası arka çıkmasaydı onu bir güzel dövecekti."
Bir parça, biraz, azdan biraz çok.
Kucaklamak, kolları ile sararak göğsüne yaslamak.
Birini gözetip kayırmak, koruyup yetiştirmek.
"Amcası, yeğenini bağrına basmakta geçikmedi.
Göğsü üzerine...
Yerli yersiz konuşarak, gereksiz sözler söyleyerek, çok konuşarak birisini rahatsız etmek.
"Baş ağrıtmakta üstüne yoktur senin."
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Herhangi bir sebepten ötürü birini zorla dağa veya ıssız bir yere götürüp orada alıkoymak.
"Eşkıyalar, karakol komutanının oğlunu dağa kaldırmışlar; ne...
Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek.
"Ben bu elbisede karar kıldım."
Birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup havaya kaldırmak.
"Hep birlikte babalarını karga tulumba edip havuzun başına getirdiler."
Kişinin içini kemiren, onu tedirgin eden kuşku.
"Onu arkadaşlarıyla birlikte gönderdim ama yine de içimi bir şüphe kurdu kemirip duruyor."
Karşı tarafı oyalayarak zamanı uzatmak.
Bir şeye ayrılan ya da harcanan zamanı uzatmak.
"Sen onu meşgul et ki hemen yola çıkmasın, bu sayede biz de biraz vakit...
Gereksiz bir heyecana, telâşa düşürmek.
"Bir anda ortalığı velveleye verdiler; bağırmaya, sağa sola koşmaya başladılar."
Yürür gibi yaparak hep aynı yerde ayaklarının birini kaldırıp birini basmak.
Hiç gelişme, ilerleme gösterememek.
"Okullar neredeyse kapanacak ama bizim çocuk...