Açık oturum
Bir konunun herkesçe izlenebilecek biçimde birkaç kişi arasında tartışıldığı toplantı.
Birkaç kişi, birini kollarından bacaklarından tutup havaya kaldırmak.
"Hep birlikte babalarını karga tulumba edip havuzun başına getirdiler."
Bir konunun herkesçe izlenebilecek biçimde birkaç kişi arasında tartışıldığı toplantı.
Dünya işlerinden el çekip hep ibadetle vakit geçiren kişi.
İstediğini elde etmek için her türlü kurnazlığa başvurmak.
"Namussuzlar allem edip kallem edip yaşlı adamın evini elinden aldılar."
Birkaç kimse, bir kişiyi kollarından, bacaklarından tutup yukarı kaldırmak.
Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız.
"Bu toprağı yalnız ben mi atacağım, hayır...
Kucaklamak, kolları ile sararak göğsüne yaslamak.
Birini gözetip kayırmak, koruyup yetiştirmek.
"Amcası, yeğenini bağrına basmakta geçikmedi.
Göğsü üzerine...
Birbirinin düşüncesinden yararlanmak üzere birkaç kişi toplanıp bir konuyu görüşmek, bir konuda dertleşmek.
"Bu sorunu ancak baş başa vermekle çözebiliriz."
İştahla sofraya oturmak.
Bir işi çabuk bitirmek üzere oturup ele almak.
Birini altına alıp dövmek.
"Birkaç kişi utanmadan zavallı adamın başına çöktüler."
Bir yığın gereksiz sözlerle bir kimseyi sıkıp yormak.
Bir iş, bir kimseyi rahatsız edip uğraştırmak.
Gereksiz sözlerle birini bunaltmak.
Bir iş için birini...
Birini kandırmak için dil dökmek, birçok sebep ileri sürmek, aldatıcı sözler sarf etmek.
"O evi almamam için bin dereden su getirdiler."
Birilerinin bulunduğu bir yerde birkaç kişi gizlice ve alçak sesle konuşmak.
"Utanmıyor musunuz bu kadar kişi içinde fiskos etmeye?"
Yürür gibi yaparak hep aynı yerde ayaklarının birini kaldırıp birini basmak.
Hiç gelişme, ilerleme gösterememek.
"Okullar neredeyse kapanacak ama bizim çocuk...