Ağzının suyu akmak
Çok beğenip imrenmek.
Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek.
"Vitrindeki kızarmış tavuğu görünce ağzımın suyu aktı."
İmrenmek.
Canı çekmek.
"Karpuzları ağzını şapırdatarak yemeye başlayınca benim de ağzım sulandı."
Çok beğenip imrenmek.
Çok beğenip isteyecek duruma gelmek, imrenmek.
"Vitrindeki kızarmış tavuğu görünce ağzımın suyu aktı."
Başarmak için çok sıkıntı çekmek, çok çaba sarf edip emek vermek.
"O yolu açıncaya kadar benim alnımın damarı çatladı, sen ne halt etmeye bozuyorsun?"
Bir şeyin (daha çok sözün) önemini belirtmek, üzerine dikkati çekmek, vurgulamak.
"Altını çize çize söylüyorum. Eninde sonunda sen de geleceksin."
Birbirimizden ayrılmayacağız, işler iyi de gitse, kötü de gitse hep birlikte yapacağız, beraberliği bozmayacağız.
"Bu toprağı yalnız ben mi atacağım, hayır...
Öteki işler arasında bir işi de yapıvermek.
Yapılmakta olan işler arasından işi de yapıvermek.
Öyle de olsa, böylede olsa benim (senin, onun) için fark etmez. Yeğlenecek tutumu başkaları düşünsün.
Acıya, üzüntüye ve sıkıntıya katlanmayan.
"Öyle de canı tatlı ki ne zaman bir şey taşınacak olsa bir bahane bulup ortadan kayboluyor."
Sabırsız, beklemeye tahammülü olmayan, ivecen.
"Bekle de gör, ne canı tez adamsın sen öyle!"
O güzel şeyin yabancısı değilim. Benzerlerini ben de kullandım.
Bu konuda benim de kendi çapımda bilgim, tecrübem vardır.
Yeni bir işe, ortama, duruma alışmakta zorluk çekmek.
"Eski işinden ayrılıp, yeni işine başlayınca denizden çıkmış balığa dönmüştü."
Her işe uyar, her işe yarar, ince işler için de kaba işler için de kullanılabilir.
Hesap sormak ya da bir şey istemek için tutup bırakmamak.
"Beni de götüreceksin diye yakama yapıştı, ben de getirmek zorunda kaldım."