Akla karayı seçmek
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
İncitmek, küstürecek kadar üzmek, gönlünü kırmak, gücendirmek.
"Onu, kalbini kırmadan uyarmaya çalış."
Bir işi başarmak uğrunda çok yorulmak, sonuca kadar çok zahmet çekmek.
"Seni buluncaya kadar akla karayı seçtim."
Çok eziyet çekmek, sıkıntıya katlanmak, bitkin duruma düşmek.
"Onu buraya getirinceye kadar anam ağladı."
Çok eziyet ederek canından bezdirmek, bir kimseyi çok üzmek.
"Karşıma bir çıksın, onu anasından doğduğuna pişman edeceğim."
Yapılan iyiliği yüzüne vurarak birisini üzmek, incitmek.
"Üç kuruş verdi, üç gün geçmeden başına kaktı."
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir kokudan burnu görev yapamaz olmak.
Burnuna koklanamayacak kadar pis bir koku gelmek, böyle bir...
Ölmek.
Çok yorulmak.
Çok yıpranmak.
"Onu razı edinceye kadar canım çıktı."
Çıplak, üzerinde sadece don ve gömlek var denilecek kadar soyunmuş hâlde.
"Adamı, don gömlek kalacak kadar soydular."
Titizlik göstermek, bir şeyi en ince ayrıntılarına kadar araştırmak, gözden geçirmek.
"O kadar da ince eleyip sık dokunacak bir iş değil, kaygılanma."
Dönüp dolaşıp o şeyin üstünde durmak, onu tercih etmek, birçok şeyi deneyip onu seçmek.
"Ben bu elbisede karar kıldım."
Birinden çok kurnaz olmak, onu aldatabilecek kadar akıllı ve kabiliyetli olmak.
Kişinin içini kemiren, onu tedirgin eden kuşku.
"Onu arkadaşlarıyla birlikte gönderdim ama yine de içimi bir şüphe kurdu kemirip duruyor."
Hiç denecek kadar az.
"Onu zerre kadar sevmiyorum."