Aklı başından gitmek
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Birine acıyarak çok üzülmek.
"Onun bu hâlini gördükçe içim parçalanıyor."
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Çok az fark olarak, kararlaştırılmak istenen sayıdan, ölçüden bir miktar az veya çok olarak.
"Beş aşağı beş yukarı bir kg. çeker bu tavuk."
Çok fazla kibirli, herkese yukarıdan bakar (olmak).
"İyi ki bir araba aldı, burnu Kaf dağında bir adam olup çıktı."
Çok kibirli, herkese çok yukarıdan bakar...
Çok özler, çok arar, çok ister olmak.
Çok acı duymak (maddî).
Çok üzülmek.
"Soğuktan burnumun direği sızladı."
Ansızın karşılaşmak, karşı karşıya gelmek.
Birbirine çok yaklaşmak, birine çok sokulmak.
"Kapıdan çıkar çıkmaz öğretmenimle burun buruna geldim."
Ansızın içi sızlamak, çok üzülmek.
"O zavallı ihtiyarı birden bire karşımda görünce içim cız etti."
Çok üşümek.
Çok istek duymak.
Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak.
"Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim."
Çok susamak.
Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek.
"Sanki yalnız onun içi yanıyordu."
Üzülmek, çok acı duymak.
Çok acıkmış olmak.
"İçim eziliyor, bir şeyler yemeliyim."
Çok acımak, karşılaştığı bir durum sebebiyle çok üzüntü duymak.
"Zavallının o hâlini görünce içim parçalandı."