Acısı içine çökmek
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Çok acı duymak (maddî).
Çok üzülmek.
"Soğuktan burnumun direği sızladı."
Bir şey için çok derin bir üzüntü duymak, bir şeyin acısını çok içinde duyumsamak.
Bayılmak.
Çok sevinçten ya da çok korkudan ne yapacağını şaşırmak.
Çok korkudan veya çok sevinçten ne yapacağını şaşırmak.
Kafası çok yorulmuş olduğundan iyi...
Çok fazla kibirli, herkese yukarıdan bakar (olmak).
"İyi ki bir araba aldı, burnu Kaf dağında bir adam olup çıktı."
Çok kibirli, herkese çok yukarıdan bakar...
Çok özler, çok arar, çok ister olmak.
Kusmaktan ötürü çok fena olmak.
Bindiği taşıtın çok sarsılması yüzünden bedenî rahatsızlık duymak.
Çok üşümek.
Çok istek duymak.
Bir zarar gelecek korkusu içinde bulunmak.
"Hava iyice soğudu, içim titremeye başladı, haydi içeri girelim."
Çok susamak.
Büyük bir acı sebebiyle çok fazla üzülmek.
"Sanki yalnız onun içi yanıyordu."
Birini çok fazla dövüp hırpalamak.
Çok üzülmek, üzüntüsünden dövünmek.
"Sinirinden saçını başını yolmaya başladı."
Çok şişman, çok yağlı.
"Birkaç ay sonra yağ tulumu olacak, şuna birisi söylese de çok yemese."
Üzülmek, çok acı duymak.
Çok acıkmış olmak.
"İçim eziliyor, bir şeyler yemeliyim."
Yüreği yanmak, belli bir sebep sonucu büyük bir acı duymak, çok üzülmek.
"Kim ki başkasının uğradığı felâket onun yüreğine od düşürür, işte adam odur."
Çok acımak, karşılaştığı bir durum sebebiyle çok üzüntü duymak.
"Zavallının o hâlini görünce içim parçalandı."