Abayı yakmak
Çılgınca sevmek, gönül vermek, tutulmak.
Gönül rahatlığı, iç dirliği vermek; dinlendirmek.
Çılgınca sevmek, gönül vermek, tutulmak.
Rahatı kaçmak, huzurunu kaybetmek, bir kimsenin kurulu dirliği, düzenliği bozulmak.
"Şu vızır vızır işleyen yol buradan geçince ağzımızın tadı kaçtı."
Belli değil, Cenab-ı Hak`tan başka kimse bilmez.
"Allah bilir bu sırrın iç yüzünü."
Bana öyle geliyor ki.
"Allah bilir esrar da alıyordur bu çocuk."
Emanete hıyanet edilir mi?
"İç dediler, çeşmeyi kurut demediler"
Üzerinde durulmakta olan işin bundan sonraki evresi iç açıcıdır.
Verilen az şeyi çok gibi, gönül hoşluğu ile kabul etmek.
Eşyam, güç beğenirliğim yok. Tek başımayım. Basit bir yaşayışa kanaat ederim. Başkalarının beğenmediği yerde gönül hoşluğu ile kalırım.
Umutsuz olarak girişilen bir iş, iyi sonuç vermek; doğruluğuna inanmadan söylediği söz gerçek çıkmak.
"Hayatımızın boş atıp dolu tutmak diye bir ilkesi olamaz."
İnsanda yaşama sevincini artırmak; insana neşe, heves ve iç gücü vermek.
"Ah o cana can katan yaylaya bir daha çıkabilsem."
Bu onun arayıp da bulamadığı şeydir. Onu büyük gönül borcuyla karşılar.
Bozmak, çalışamaz hâle getirmek, zarar vermek; birine büyük kötülük yapmak.
"Eline alır almaz saatin çarkına okudu."
"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır.
"Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli...