Ağza tat, boğaza feryat
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
Küçümsemek, önem vermemek,"Beni hafife alıyorlar ama yanılıyorlar."
Güzel yiyecek, ama az doyurmuyor.
Beğenilen bir eylem, ama yetmez ki.
İlgilendirmek istendiği şeye önem vermemek, ilgisiz kalmak.
Önem verilecek şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
Önem verilmesi gereken şeyleri hiçe saymak, çiğnemek.
"Babasının onun için verdiği emekleri ayaklar altına alarak...
Size güzel bir şey sunamıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Bu işi yarım yamalak yapıyorum; ama elimden ancak bu kadarı geliyor.
Söylenen söze önem vermemek, kulak asmamak.
Söylenen söze önem vermemek, kulak asmamak, umursamamak.
"Söylediğim söz bir kulağından girip öbür kulağından çıkarsa anlamazsın elbet!"
Önem vermemek, aldırmamak, ilgisiz davranmak.
"Boş ver, bu hayat böyle gelmiş, böyle gider."
Önem ve değer vermemek, küçümsemek, beğenmemek.
"Önüne konan yemeklere burun kıvırıp sofradan kalktı."
"Ele geçirilmesi o kadar kesin ki elde edilmiş sayılır" anlamında kullanılır.
"Beni çantada keklik sanıyor ama yanılıyor."
"Dıştan görünüşü, herkesi imrendirecek kadar güzel ama içyüzü elverişsiz, kötü, sahibini üzücü" anlamında kullanılır.
"Ah bir bilseler işin iç yüzünü, dışı eli...
Önem vermemek, değersiz saymak, adam yerine koymamak, küçümsemek.
"Beni, yoksul diye hep hor gördüler."
Aldırmamak, önem vermemek, benimsememek.
"Sana bunu alacağım dedim ama o, omuz silkti."