Ağzını bıçak açmamak
Üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak.
Kırgınlıktan, üzüntüden ya da herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyecek durumda olmamak.
"Boşuna uğraşma, evin...
Gereği olmamak, lüzumu kalmamak.
"Seni çağırmaya hacet kalmadı."
Üzüntüsünden söz söyleyecek durumda olmamak.
Kırgınlıktan, üzüntüden ya da herhangi bir sebepten ötürü söz söyleyecek durumda olmamak.
"Boşuna uğraşma, evin...
Tersi söylenmeyecek bir durum meydana gelmek, itiraz edilecek bir nokta kalmamak.
Artık itiraz edilebilecek, karşı durulacak bir nokta kalmamak.
"Siz Mehmet...
İyi düşünebilir durumda olmamak.
Bayılmak, kendisinden geçmek.
"Artık aklı başında olmamak onun işine geliyor sanki, böylece sorumluluktan kurtulacak, rahat...
Esen kal. Seni tanrıya emanet ediyorum. Tanrı seni her türlü kötülükten korusun. (Ayrılırken kalana söylenir.)
Beğenilecek bir şey olmamak, öyle pek güzel olmamak.
Yalan olmak, doğru olmamak, gerçek olmamak.
Uydurma olmak, yalan olmak, gerçek olmamak, doğru olmamak, asılsız olmak.
Değerini, onurunu çok düşürmek.
"Seni arlanmaz utanmaz seni, beni iki paralık ettin, senin yüzünden topluma çıkamaz oldum!"
Birisine karışmaya hakkı olmamak, istediği gibi yaşamasına engel olmamak.
"O benim keyfimin kâhyası olamaz, ben dilediğim gibi yaşarım, karışamaz bana!"
İşitmedik kimse kalmadı, hemen herkes işitti, duymayan kalmadı.
"Haklarında çıkan dedikoduyu sağır sultan bile duydu ama siz duymadınız öyle mi?"
Elinde avucunda bir şey kalmamak, malı ve parayı bitirmek.
Gücü kalmamak.
"Bu kadar düşüncesiz davranmasaydı sıfırı tüketmezdi."
Eski zevk veren yanı kalmamak, yavanlaşmak, güzel ve çekici durumu ortadan kalkmak.
"İşlerimizin artık tadı tuzu kalmadı."