Ağzına (ağzının içine) baktırmak
Güzel, doğru konuşmasıyla kendini dinletmek. Herkes ne söyleyeceğini inanla beklemek.
Özlemle beklemek.
Güzel, doğru konuşmasıyla kendini dinletmek. Herkes ne söyleyeceğini inanla beklemek.
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek.
"Ne güzel bir ziyaret olacak. Akşamı iple çekiyorum."
"Başında beklemek."
Sıkıntılı bir işin veya durumun sona ermesini beklemek.
Tasavvufta bir müridin belli bir eğitim safhasından geçmesi.
"Çile çıkarmayan mürit olgunlaşamaz."
Sürmekte olan sıkıntılı durumun sona ermesini beklemek.
Bir işi güçlükle ve sıkıntı içinde sonuca ulaştırmak.
Merakla, heyecanla, sabırsızlıkla, sıkıntı çekerek beklemek.
"İşe geç kalmıştı, yeni araba gelinceye...
Özleyerek, çok isteyerek, büyük bir sabırsızlıkla beklemek.
"Annemin yolunu dört gözle beklemeye başladım."
Verilen emri yapmak üzere işaret beklemek, işareti verecek kimseyi gözlemek.
Gerektiğinden fazla dikkat göstermek, koruyup gözetmek.
"Üç kuruş para verecek...
Zamanın gelmesini sabırsızlıkla beklemek, çok istemek.
"Yarını iple çekiyorum."
Bir şeyi yapmaya kararlı olup zamanını beklemek.
"Yarın onunla görüşmeyi kafama koydum."
Uygun bir fırsat beklemek.
Bir işin sırasını beklemek.
"Zamanını kolla öyle gir işe, zamansız girip de rezil olma."