Ağzına (ağzının içine) baktırmak
Güzel, doğru konuşmasıyla kendini dinletmek. Herkes ne söyleyeceğini inanla beklemek.
"Başında beklemek."
Güzel, doğru konuşmasıyla kendini dinletmek. Herkes ne söyleyeceğini inanla beklemek.
Elindeki fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere bir şeyler elde etmeyi ummak.
Umduğunu elde edememek, fırsatı kaçırdıktan sonra boş yere beklemek.
"Evi o zaman...
İyi düşünebilir durumda olmamak.
Bayılmak, kendisinden geçmek.
"Artık aklı başında olmamak onun işine geliyor sanki, böylece sorumluluktan kurtulacak, rahat...
Gecenin olmasını sabırsızlıkla beklemek.
"Ne güzel bir ziyaret olacak. Akşamı iple çekiyorum."
Sorumluluk duygusundan uzak, zevk ve eğlence peşinde koşmak (genç için).
Gerçekleşmeyecek şeyler düşünerek vakit geçirmek.
"Bu çocuk da büyümedi bir türlü,...
Sıkıntılı bir işin veya durumun sona ermesini beklemek.
Tasavvufta bir müridin belli bir eğitim safhasından geçmesi.
"Çile çıkarmayan mürit olgunlaşamaz."
Sürmekte olan sıkıntılı durumun sona ermesini beklemek.
Bir sözü her zaman, yerli yersiz tekrarlamak.
"Şey sözünü diline pelesenk etmişsin, her cümlenin başında kullanıyorsun."
Bir işi güçlükle ve sıkıntı içinde sonuca ulaştırmak.
Merakla, heyecanla, sabırsızlıkla, sıkıntı çekerek beklemek.
"İşe geç kalmıştı, yeni araba gelinceye...
Özleyerek, çok isteyerek, büyük bir sabırsızlıkla beklemek.
"Annemin yolunu dört gözle beklemeye başladım."
Özlemle beklemek.
Uygun bir fırsat beklemek.
Bir işin sırasını beklemek.
"Zamanını kolla öyle gir işe, zamansız girip de rezil olma."