Ağzı yanmak (Bir şeyden)
Bir şeyde büyük zarar görmek.
Gözleri yaşararak çevreyi bulanık görmek.
Bir şeyde büyük zarar görmek.
Gözleri olumsuz düşüncelerle dolu olarak bakmak.
Bir şeyi bulmak için aramadık yer bırakmamak.
"Evin altını üstüne getirdik ama tabancayı bulamadık."
Söz ve davranışlarıyla çevreyi birbirine düşürmek,...
Birinin yüzünden büyük haksızlığa uğramak, zarar görmek.
"Eğer bu malı satamazsam senin ateşine yanmış olacağım."
Bir şeyin miktarı üzerinde durmamak, ele geçen kadarını hoş görmek.
Azdan bir parça çok, biraz.
Sürekli kötüleşmek, zarar görmek.
"Baş aşağı giden işlerinin önünü alamadı bir türlü."
Bir şey karşısında şaşırmak.
Sıkıntı meydana getiren bir durum karşısında bunalmak.
Dengesini yitirmek, gözleri kararmak; çevresi kararıyor, dönüyor, kayıyor...
Kendi yol açtığı tehlikeli bir durumun içine düşmek, hak ettiği cezayı görmek.
"Adam nihayet belâsını buldu."
Eşit görmek, eşit saymak, farklı muamelede bulunmamak.
"Öğretmen, sınıftaki öğrencilerin hepsini bir tutmalıdır."
Karışık durumlardan yararlanarak kendi çıkarını sağlamak.
"Bulanık suda balık avlamayı kural hâline getirmiş."
Fizikî bir acı duymak.
Bir işte zarar görmek, manevî bir üzüntü duymak.
"Canını yakmadan ver o elindekini bana!"
Soyunu ya da yetiştiği yeri, çevreyi hor görenler için kınayarak ifade edilir.