Deyimler
İletişim

"Bulanık suda balık avlamak" deyiminin anlamı nedir?

Karışık durumlardan yararlanarak kendi çıkarını sağlamak.

"Bulanık suda balık avlamayı kural hâline getirmiş."

Bulanık suda balık avlamak deyimine benzer deyimler

Başının çaresine bakmak

Kimsenin yardımı olmayacağı anlaşıldığından içinde bulunduğu güç durumdan kurtulma yolunu kendisi aramak.

Kimsenin yardımı olmadan kendi işini kendi yapmak,...

Başının çaresine bakmak

Bir bardak suda fırtına koparmak (yaratmak)

Çok basit, küçük, önemsiz bir şeyi büyütüp içinden zor çıkılır bir olay hâline getirmek.

"Bir bardak suda fırtına koparmayı bırak artık, mendilini yaktıysa evi...

Bir bardak suda fırtına koparmak (yaratmak)

Can pazarı

Herkesin kendi canının kaygısına düştüğü ve kendi canını kurtarmaya çalıştığı tehlikeli bir durum, yer.

"Ortalık toz dumandı; haykırışlar, inlemeler ortalığı...

Can pazarı

Haddini bilmek

Kendi değer ve yeteneğini bilmek, üstün görmemek, kendi yapabileceği şeylerin ötesine geçmemek.

"Merak etme sen, o haddini bilen bir çocuktur."

Haddini bilmek

Hayatını kazanmak

Çalışıp elde ettiği para ile geçimini sağlamak.

"Ben iyi ya da kötü hayatımı kazanıyorum, sen kendi işine bak."

Hayatını kazanmak

Kendi göbeğini kendi kesmek

İstediği yardım gelmeyince kendi işini kendi yapmak durumunda kalmak.

"O her zaman kendi göbeğini kendisi kesmiş, kimseden yardım beklememiştir."

Kendi göbeğini kendi kesmek

Kendi kendine gelin güvey olmak

Başkalarının ne diyeceğini hesaba katmadan, bir işi sadece kendi başına tasarlayıp olmuş sayarak sevinmek.

"Kendi kendine gelin güvey olmayı bırak, bakalım kız...

Kendi kendine gelin güvey olmak

Kendine yontmak

Ortaya çıkan fırsattan yararlanıp başkalarını düşünmeyerek hep kendi çıkarını sağlayacak yönde hareket etmek.

"Hep kendine yontma, biraz da bizi düşün, biz de...

Kendine yontmak

Kendi yağıyla kavrulmak

Elindekiyle yetinmeye, kimseye muhtaç olmadan yaşamaya çalışmak; ihtiyaçlarını kendi karşılayarak kimseden yardım istememek.

"Nasıl olalım, kendi yağımızla...

Kendi yağıyla kavrulmak

Üstüne atmak

Kendi kaptığı bir suçu birine yüklemek.

"Camı kendi kırdı ama suçu arkadaşının üstüne attı."

Üstüne atmak

Üstüne geçirmek

Bir malın tapusunu kendi üzerine yazdırmak ya da çıkartmak.

Bir çocuğu evlât edinmek, kendi nüfusunu kaydettirmek.

"Evi üstüne geçirmiş dedem, doğru mu?"

Üstüne geçirmek